<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Güncel ne varsa &#187; Tarih</title>
	<atom:link href="http://www.guncell.com/k/tarih/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.guncell.com</link>
	<description>diziler - şarkı sözleri - rüya tabirleri - video - yemek tarifleri - şiir - teknoloji - özel günler - programlar - albümler - müzik - sağlık</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 13:55:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>dandanakan savaşı</title>
		<link>http://www.guncell.com/dandanakan-savasi.html</link>
		<comments>http://www.guncell.com/dandanakan-savasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Jan 2011 23:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>King</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guncell.com/?p=23928</guid>
		<description><![CDATA[Tarih&#8217;e adını Dandanakan Savaşı olarak yazan olayın detayları: Dandanakan Savaşı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih&#8217;e adını Dandanakan Savaşı olarak yazan olayın detayları: Dandanakan Savaşı Selçuklular ile Gazneliler arasında yapılan, Selçukluların başarısıyla sonuçlanan savaş (1040).</p>
<p>Sultan Mesud, Selçukluların artık kendi devleti için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu anlamış ve onlar üzerine sefere çıkmıştı. Nihayet Sultan Mes&#8217;ud ilk iki savaşta Selçukluları mağlup ettti ( 1039). Ancak bu Gazneliler için Selçukluları tamamiyle itaat altına alabilecek kesin bir zafer değildi. Bu bakımdan Selçuklulara barış teklif edildi.</p>
<p>Selçuklular tarafında da kabul edilen bu teklife göre; Gazneli ordusu Herat&#8217;a gidecek, Nesa, Baverd, Fevare şehir ve hududları Selçuklulara teslim edilecek, Selçuklular ele geçirmiş oldukları Nişabur, Serahs ve Merv&#8217;i tahliye edeceklerdi. İki tarafın da bu geçici barışı kabul etmelerinin sebebi, dinlenmek ve yeniden savaşa hazırlanmaktı.</p>
<p>Selçuklular barış şartlarına uymadıkları gibi, Gazneli topraklarına yeniden akınlara başladılar. Sultan Mes&#8217;ud tekrar Selçuklulara karşı harekete geçti. Selçuklular ile<br />
Gazneliler arasında devam eden savaşların en büyüğü ve önemlisi Merv civarındaki Dandanakan kalesi yakınında oldu.</p>
<p>Selçuklular, Sultan Mes&#8217;ud idaresindeki ordu karşısında kesin sonucu alarak Gaznelileri hezimete uğrattılar (24 Mayıs 1040). Dandanakan savaşını kazandıktan sonra Selçuklu Beyleri toplanarak Tuğrul Bey&#8217;i &#8220;Horasan Emiri&#8221; ilan ettiler. Artık Horasan&#8217;da tamamen bağımsız bir devlet kuruyorlar ve büyük bir imparatorluk için ilk adımlarını atıyorlardı. Ayrıca devrin adeti gereğince civardaki hükümdarlara zaferlerini bildiren &#8220;fetih-nameler&#8221; gönderdiler.</p>
<p>Selçuklu reisleri aynı ay içinde Merv şehrinde toplanan Kurultay&#8217;da bir araya gelerek mühim kararlar aldılar. Bu toplantıda alınan kararlardan birisiyle Abbasi Halifesi Kaim bi-Emrillah&#8217;a sadık olduklarını ve Horasan&#8217;da adaleti tesis edeceklerini bildirdiler. Bundan sonra Selçuklular hakim oldukları ve ayrıca ilerde ele geçirmeyi tasarladıkları ülkeleri yine eski Türk geleneği gereğince bölüştüler.</p>
<p>Bu bölüşmeye göre; Tuğrul Bey &#8220;sultan&#8221; sıfatı ile Nişabur&#8217;u alarak batıya Irak tarafına gidecekti. Çağrı Bey&#8217;e &#8220;Melik&#8221; unvanı ile merkez Merv olmak üzere Ceyhun ile Gazne arasındaki bölge, Musa Yabgu&#8217;ya, Büst, Herat ve Sistan havalisi verildi. hanedana mensup şehzadeler de birer bölgenin zabtı ile görevlendirilmişlerdi.</p>
<p>Selçuklular bu esas üzerine fetihlere giriştiler ve bu sür&#8217;atle gerçekleştirdiler. Çağrı Bey Gaznelilere karşı başarılı savaşlar yaparak, onları Horasan&#8217;dan tamamen uzaklaştırdı. Bir Gazneli ordusunu mağlup ederek Belh şehrini ele geçirdi (1040 yılı sonbaharı). Tuğrul Bey ile beraber Harezm&#8217;e yürüdüler ve ezeli düşmanları Şah Melik&#8217;i mağlup ederek, geçmişte uğradıkları baskının acısını çıkardılar ve Harezm ülkesini Selçuklu Devleti&#8217;ne bağladılar (1043). Daha sonra Çağrı Bey oğlu Alp Arslan&#8217;ın yardımı ile başarısını sürdürdü ve Karahanlıları mağlup etti.</p>
<p>Ele geçirdiği bölgelerde Selçuklu hakimiyetinin tanınması ve buralara Karahanlıların saldırmamaları şartı ile başarılı bir anlaşma yaptı (1050). Çağrı Bey ayrıca Gazneliler sultanı İbrahim ile de Hindikuş dağları arada sınır olmak üzere anlaştı (1059). İki devlet arasındaki bu anlaşma yarım asır kadar devam etmiştir.</p>
<p>Selçuklu Devleti&#8217;nin kuruluşunda büyük rolü olan Çağrı Bey, yetmiş yaşında Serahs şehrinde öldü (1060). Ailenin en büyüğü Musa Yabgu, Dandanakan savaşından sonra Herat&#8217;ı zabtetti (1040). O Sistan bölgesini idaresi altında bulunduruyor ve daha çok Herat&#8217;da oturuyordu. Ancak onun hanedanın öteki üyeleri kadar başarılı olmadığı anlaşılıyor. Nitekim 1064 yılında Sultan Alp Arslan&#8217;a isyan etti. Neticede Herat kalesinde yakalanarak Alp Arslan&#8217;ın yanına götürüldü ve böylece siyasi hayatı sona erdi.</p>
<p>Savaşdan 15 yıl sonra Selçuklu Devletinin son durumu harita olarak:<br />
<img class="alignnone size-full wp-image-23929" title="dandanakan-savasi-15-yil-sonra-1055" src="http://www.guncell.com/wp-content/uploads/2011/01/dandanakan-savasi-15-yil-sonra-1055.jpg" alt="dandanakan-savasi-15-yil-sonra-1055" width="722" height="600" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guncell.com/dandanakan-savasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>18 Mart &#8211; Çanakkale Zaferi ve Şehitler Günü</title>
		<link>http://www.guncell.com/18-mart-canakkale-zaferi-ve-sehitler-gunu.html</link>
		<comments>http://www.guncell.com/18-mart-canakkale-zaferi-ve-sehitler-gunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2009 09:39:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hsyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guncell.com/?p=7506</guid>
		<description><![CDATA[


Çanakkale Zaferi 

Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="post_message_41658">
<p><img src="http://img379.imageshack.us/img379/6796/canakkalesehitlerianititx2.jpg" border="0" alt="" /></div>
<div></div>
<div><span style="font-size: small;"><strong>Çanakkale Zaferi </strong></span></div>
<div id="post_message_41658">
<p>Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı&#8217;nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul&#8217;a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.</p>
<p>1914 yılında I. Dünya Savaşı&#8217;nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada&#8217;dan Boğaz&#8217;ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar, İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havantopu ile dövdüler.</p>
<p>Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü, İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı, düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar.</p>
<p>24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz&#8217;a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on&#8217;u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü.</p>
<p>19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti. Boğaz&#8217;a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı.</p>
<p>İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor, amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlardı. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi. Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta eden Amiral Carden görevden alındı. Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı. Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donan*mayla Boğaz&#8217;a saldıracağını, yakında İstanbul&#8217;da olacağını Londra&#8217;ya bildirdi.</p>
<p>Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz&#8217;a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz&#8217;a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz&#8217;daki mayın sayısı on bir hat olarak 400&#8242;ü aşmıştı.</p>
<p>18 Mart 1915: İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı&#8217;na girdi. Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda, İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu.</p>
<p>İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean, İrresistible, Wengeance Majestic gibi savaş gemileri yer almıştı. Üçüncü filo ise Prince, Bouvet, Suffren gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu.</p>
<p>İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz&#8217;ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar. Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı. Az sonra, tüm gemiler, Dardanos&#8217;a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. Bu arada kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atışlarıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu. Karşılıklı bu korkunç bombardıman bir saat kadar sürdü. Bu karşılıklı bombardımanı bir yabancı yazar şöyle anlatıyor:</p>
<p>«İnsan manzarayı gözlerinin önünde canlandırabilir. Kaleler, toz duman bulutları içinde kaybolmuşlarda Yıkıntıların arasından arada bir alevler yükseliyordu. Gemiler, çevrelerinde fışkıran sayısız su sütun*ları arasında yavaş yavaş hareket ediyorlar, bazen duman ve serpintiler arasında iyice görünmez oluyorlardı. Tepelerden ateş eden havan toplarının alevleri görülüyor, ağır toplar yer sarsıntıları gibi gümbürdüyordu.»</p>
<p>Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulan üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren&#8217;e tarihi Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açtılar. Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı Alan Moorehead olayı şöyle anlatıyor.</p>
<p>«Saat 13.45&#8242;de Suffren&#8217;in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patla*mayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı, devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerden birinin ifadesine göre «Bir tabak, suda nasıl kayıp giderse o da öylece kayıp gitti.»</p>
<p>Türk tabyaları, Boğaz&#8217;ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible, İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralandı. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı&#8217;nı denizden aşamadılar. Büyük kayıplar vererek: Çanakkale Boğazı&#8217;nın geçilemeyeceğini öğrendiler.</p>
<p>İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı&#8217;nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale kara savaşları başlı*yordu. Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir&#8217;den, Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından çıkarma yapılabileceği görüşündeydi. Alman komutanı Von Sanders&#8217;in görüşü ağır bastı, ve askerler o yöreye yerleştirildi.</p>
<p>Düşman güçleri 25 Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal&#8217;in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen&#8217;de Conkbayır&#8217;da, savaştı. Cephanesi biten askerlere:</p>
<p>Süngü tak emrini verdi. Daha sonra ;<br />
«Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır&#8217;a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Anafartalar Savaşı&#8217;nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal&#8217;in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı.</p>
<p>Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü, bozguna uğradı. Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri; Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Anbumu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar&#8217;dır. 19 &#8211; 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu cephesi, 8 &#8211; 9 Ocak&#8217;ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı. Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitti.</p>
<p>Çanakkale savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın üstündedir.</p>
<p>Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal&#8217;in başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı&#8217;mızın kaynağı oldu.</p>
<p>Bağımsızlığımızı savunmak, yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar kutsaldır. Çanakkale, Ulusal Kurtuluş Savaşımız kutsal destan savaşlara birer örnektir.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guncell.com/18-mart-canakkale-zaferi-ve-sehitler-gunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaradılış Destanı</title>
		<link>http://www.guncell.com/yaradilis-destani.html</link>
		<comments>http://www.guncell.com/yaradilis-destani.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 22:40:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hsyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk destanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guncell.com/?p=6734</guid>
		<description><![CDATA[Yakut’lardan (Saka) derlenen yaradılış efsaneleri de Altay yardılış destanının yakın ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yakut’lardan (Saka) derlenen yaradılış efsaneleri de Altay yardılış destanının yakın varyantı olarak algılanmaktadır</p>
<p>Yer ve gökyüzü, hiç bir şey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı Ülgen bu uçsuz bucaksız dünyada hiç durmadan uçuyordu.</p>
<p>Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen’e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. Göğün emri ile oturacak yer bulan Tanrı Ülgen artık yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi.</p>
<p>Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım Bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım Bunun çaresi nedir, nasıl yaratayım Su içinde yaşayan Ak Ana, su yüzünde göründü ve Tanrı Ülgen’e şöyle dedi:</p>
<p>Yaratmak istiyorsan Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren De ki hep,” yaptım oldu ” başka bir şey söyleme. Hele yaratır iken,”yaptım olmadı” deme. Ak Ana bunları söyledi ve kayboldu.</p>
<p>Tanrı Ülgen’in kulağından bu buyruk hiç gitmedi. İnsana da bu öğüdü iletmekten bıkmadı:</p>
<p>“Dinleyin ey insanlar, varı yok demeyin. Varlığa yok deyip de, yok olup da gitmeyiniz.”</p>
<p>Tanrı Ülgen yere bakarak : ” Yaratılsın yer!” Göğe bakarak “Yaratılsın Gök!” Bu buyruklar verilince yer ve gök yaratılmış.</p>
<p>Tanrı Ülgen çok büyük üç balık yaratmış ve dünya bu balıkların üzerine konmuş. Böylece dünya gezer olmamış bir yerde sabit olmuş. Tanrı Ülgen balıkların kımıldadıklarında dünyaya su kaplamasın diye Mandışire’ye balıkları denetleme görevi vermiş. Tanrı Ülgen, dünyayı yarattıktan sonra tepesi aya güneşe değen etekleri dünyaya değmeyen büyük Altın Dağın başına geçip oturmuş.</p>
<p>Dünya altı günde yaratılmıştı, yedinci günde ise Tanrı Ülgen uyumuş kalmıştı. Uyandığında neler yarattım diye baktı: Ayla güneşten başka fazladan dokuz dünya birer cehennem ile bir de yer yaratmıştı.</p>
<p>Günlerden bir gün Tanrı Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacığı üzerinde bir parça kil gördü” insanoğlu bu olsun, insana olsun baba.” dedi ve toprak üstündeki kil birden insan oldu. Tanrı Ülgen bu ilk insana “Erlik” adını verdi ve onu kardeşi kabul etti. Ancak Erlik’in yüreği kıskançlık ve hırsla doluydu. Tanrı Ülgen gibi güçlü ve yaratıcı olmadığı için öfkelendi. Tanrı Ülgen, kemikleri kamıştan, etleri topraktan olan yedi insan yarattı.</p>
<p>Erlik’in yarattığı dünyaya zarar vereceğini düşünerek insanı korumak üzere Mandışire adlı bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın kulaklarından üfleyerek can, burunlarından üfleyerek başlarına akıl verdi. Tanrı Ülgen insanları idare etmek üzere May-Tere’yi yarattı ve onu insanoğlunun başına han yaptı. .</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guncell.com/yaradilis-destani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şu Destanı</title>
		<link>http://www.guncell.com/su-destani.html</link>
		<comments>http://www.guncell.com/su-destani.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 22:40:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hsyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk destanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guncell.com/?p=6732</guid>
		<description><![CDATA[Bu destanda Şu adlı Saka hükümdarının Make­donya hükümdarı iskenderle yaptığı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu destanda Şu adlı Saka hükümdarının Make­donya hükümdarı iskenderle yaptığı savaşlar anla­tılır. Destanla ilgili bilgileri Divan-ı Lügatit Türk’ten alıyoruz. Şu Destanın aslı elimizde değildir. Hükümdar Şu’nun M.Ö. 4.yüzyılda yaşadığı sanılmaktadır.</p>
<p>Şu destanı M.Ö. 330-327 yıllarındaki olaylarla alakalıdır. Bu tarihte Makedonyalı İskender, İran’ı ve Türkistan’a saldırmıştı. Bu dönemde Saka ( İskit ) hükümdarının adı Şu idi. Bu Destan Türklerin İskender’le mücadelelerini ve geriye çekilmeleri anlatmaktadır. Doğuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla anılmaları ile ilgili sebeb açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer almaktadır. Kaşgarlı Mahmud Divan ü Lügat-it Türk’de İskender’den Zülkarneyn olarak bahsetmektedir. Destanın tesbit edilebilen kısa metni şöyle özetlenebilir:</p>
<p>İskender, Türk memleketlerini almak üzere saldırdığında Türkistan’da hükümdar Şu isminde bir gençti. İskender’in gelip geçici bir akın düzenlediğine inanıyordu. Bu sebeble de İskender’le savaşmak yerine doğuya çekilmeği uygun bulmuştu. İskender’in yaklaştığı haberi gelince kendisi önde halkı da onu izleyerek doğuya doğru yol aldılar. Yirmi iki aile yurtlarını bırakmak istemedikleri için doğuya gidenlere katılmadılar.</p>
<p>Giden gurubun izlerini takip ederek onlara katılmaya çalışan iki kişi bu 22 kişiye rastladı. Bunlar birbirleriyle görüşüp tartıştılar. 22 kişi bu iki kişiye: “Erler İskender gelip geçici bir kişidir. Nasıl olsa gelip geçer , o sürekli bir yerde kalamaz. Kal aç” dediler. Bekle , eğlen, dur anlamına gelen “Kalaç” bu iki kişinin soyundan gelen Türk boyunun adı oldu. İskender Türk yurtlarına geldiğinde bu 22 kişiyi gördü ve Türk’e benziyor anlamında ” Türk maned ” dedi. Türkmenlerin ataları bu 22 kişidir ve isimleri de İskender’in yukarıdaki sözünden ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Aslında Türkmenler, Kalaçlarla birlikte 24 boydur ancak Kalaçlar kendilerini ayrı bir boy olarak kabul ederler. Hükümdar Şu Uygurların yanına gitti. Uygurlar gece baskını yaparak İskender’in öncülerini bozguna uğrattılar. Sonra iskender ile Şu barıştılar. İskender Uygur şehirlerini yaptırdı ve geri döndü. Hükümdar şu da Balasagun’a dönerek bugün Şu denilen şehri yaptırdı ve buraya bir tılsım koydurttu.</p>
<p>Bugün de leylekler bu şehrin karşısına kadar gelir, fakat şehri geçip gidemezler. Bu tılsımın etkisi hâlâ sürmektedir. Bu destana göre İskender Türkistan’a geldiğinde Türkmenlerin dışındaki Türkler doğuya çekilmişlerdi. İskender Türkistan’da mukavemetle karşılaşmamış bu sebeple de ilerlememiştir. Çoğunlukla çadırlarda yaşayan Türkler İskender’in seferinden sonra şehirler kurmuş ve yerleşik hayatı geliştirmişlerdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guncell.com/su-destani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oğuz Kağan Destanı</title>
		<link>http://www.guncell.com/oguz-kagan-destani.html</link>
		<comments>http://www.guncell.com/oguz-kagan-destani.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 22:39:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hsyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk destanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guncell.com/?p=6730</guid>
		<description><![CDATA[Uygur harfleriyle yazılı olan Özgün nüshası Paris kütüphanesîndedir. Bu destanlarda ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uygur harfleriyle yazılı olan Özgün nüshası Paris kütüphanesîndedir. Bu destanlarda Hun Hükümdarı Me­te’nin doğuşu, kağan oluşu, Türk birliğini kuruşu; ölümünden önce de ülkesini oğulları arasında paylaştırışı anlatılır. Ebul Gazi Bahadır Han’ın Secere-i Terakime’sinde Hun-Oğuz destanıyla (Mete Destanı) ilgili bölümler bulunmakta­dır. Uygur harfleriyle yazılı olan özgün nüshası Paris kütüphanesindedir.</p>
<p>Oğuz Kağan destanı, M.Ö. 209-174 tarihleri arasında hükümdarlık yapan Hun hükümdarı Mete’nin hayatı üzerine kurulmuştur. Tüm Türk destanlarında olduğu gibi bu destanın da ilk şekli günümüze ulaşamamıştır.</p>
<p>Bugün, elimizde Oğuz destanının üç farklı biçimi bulunmaktadır.</p>
<p>XIII ile XVI yüzyıllar arasında Uygur harfleriyle yazılmış ve islâmiyetten önceki inancı yansıtan varyantın ilk örneği temsil ettiği kabul edilebilir.</p>
<p>XIV. yüzyıl başında yazıldığı bilinen Reşîdeddîn’in Câmi üt-Tevârih adlı eserinde yer alan Farsça Oğuz Kağan Destanı İslâmi varyantların ilkini temsil etmektedir.</p>
<p>Oğuz Kağan Destanının üçüncü varyantı ise XVII. yüzyılda Ebü’l-Gazî Bahadır Han tarafından Türkmenler arasındaki sözlü rivayetlerden ve önceki yazmalardan faydalanarak yazılmıştır.</p>
<p>Oğuz Kağan Destanının İslâmiyet Öncesi Rivayeti Ay Kağan’ın yüzü gök , ağzı ateş, gözleri elâ ,saçları ve kaşları kara perilerden daha güzel bir erkek evladı oldu. Bu çocuk annesinden ilk sütü emdikten sonra konuştu ve çiğ et ,çorba ve şarap istedi. Kırk gün sonra büyüdü ve yürüdü.</p>
<p>Ayakları öküz ayağı , beli kurt beli, omuzları samur omzu, göğsü ayı göğsü gibiydi. Vücudu baştan aşağı tüylüydü. At sürüleri güder ve avlanırdı. Oğuz’un yaşadığı yerde çok büyük bir orman vardı. Bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. Bir canavar gibi olan bu gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. Oğuz cesur bir adamdı.</p>
<p>Günlerden bir gün bu gergedanı avlamağa karar verdi. Kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanını aldı ve ormana gitti. Bir geyik avladı ve onu söğüt dalı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın geyiği almış olduğunu gördü. Daha sonra Oğuz, avladığı bir ayıyı altın kuşağı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın ayıyı da aldığını gördü. Bu sefer kendisi ağacın altında bekledi. Gergedan geldi ve başı ile Oğuz’un kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile gergedanı öldürdü. Kılıcı ile başını kesti. Gergedanın barsaklarını yiyen ala doğanı da oku ile öldürdü ve başını kesti.</p>
<p>Günlerden bir gün Oğuz Kağan Tanrıya yalvarırken karanlık bastı. Gökten bir gök ışık indi. Güneşten ve aydan daha parlaktı. Bu ışığın içinde alnında kutup yıldızı gibi parlak bir ben bulunan çok güzel bir kız duruyordu. Bu kız gülünce gök tanrı da gülüyor, kız ağlayınca gök tanrı da ağlıyordu. Oğuz bu kızı sevdi ve bu kızla evlendi.</p>
<p>Günler ve gecelerden sonra bu kız üç oğlan çocuk doğurdu. Çocuklara Gün, Ay ve Yıldız isimlerini verdiler.</p>
<p>Oğuz ormanda ava çıktığı günlerden birinde göl ortasında bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda gözü gökten daha gök, saçı ırmak gibi dalgalı, inci gibi dişli bir kız oturuyordu. Yeryüzü halkı bu kızın güzelliğini görse dayanamaz ölüyoruz derlerdi. Oğuz bu kıza aşık oldu ve onunla evlendi. Günlerden gecelerden sonra Oğuz’un bu kızdan da üç oğlu oldu. Bu çocuklara Gök, Dağ ve Deniz isimlerini koydular.</p>
<p>Oğuz Kağan büyük bir toy(şenlik) verdi. Kırk masa ve kırk sıra yaptırdı. Çeşit çeşit yemekler,şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler. Toydan sonra Beylere ve halka Oğuz Kağan şunları söyledi:</p>
<p>Ben sizlere kağan oldum<br />
Alalım yay ile kalkan<br />
Nişan olsun bize buyan<br />
Bozkurt olsun bize uran<br />
Av yerinde yürüsün kulan<br />
Daha deniz, daha müren<br />
Güneş bayrak gök kurıkan</p>
<p>Oğuz Kağan bu toydan sonra dünyanın dört bir tarafına elçilerle şu mektubu gönderdi:” Ben Uygurların kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı olmam gerekir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baş eğerse, hediyelerini kabul eder ve onu dost edinirim. Kim baş eğmezse, gazaba gelirim. Onu düşman bilirim. Onunla savaşır ve yok ettiririm”.</p>
<p>Yine o zamanlarda sağ yanda bulunan Altun Kağan, Oğuz Kağan’a pek çok altın gümüş ve değerli taşlar hediye etti ve ona itaat ederek dostluk kurdu. Oğuz Kağanın sol yanında ise askerleri ve şehirleri çok olan Urum Kağan vardı. Urum Kağan Oğuz Kağanı dinlemezdi. Oğuz Kağan’ın isteklerini gene kabul etmedi. Oğuz Kağan gazaba geldi, bayrağını açtı ve askerleriyle birlikte Urum Kağana doğru yürüdü. Kırk gün sonra Buz Dağın eteklerine geldi. Çadırını kurdurdu ve sessizce uyudu. Tan ağarınca Oğuz Kağanın çadırına güneş gibi bir ışık girdi .O ışıktan gök tüylü gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. Kurt: ” Ey Oğuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; Ey Oğuz ben senin önünde yürüyeceğim.”dedi. Bunun üzerine Oğuz çadırını toplattırdı ve ordusuyla birlikte kurdu izlediler. Gök tüylü gök yeleli büyük erkek kurt itil Müren denizi yakınındaki Kara dağın eteğinde durdu.</p>
<p>Urum Hanın ordusu ile Oğuz Kağanın ordusu arasında büyük savaş oldu. Oğuz Kağan savaşı kazandı, Urum Hanın hanlığını ve halkını aldı. Oğuz Kağan ve askerleri Gök tüylü ve gök yeleli kurdu izleyerek itil ırmağına geldiler. Oğuz Kağan’ın beylerinden Uluğ Ordu bey itil ırmağını geçmek için ağaçlardan sal yaptı ve böylece karşıya geçtiler. Oğuz’un bu buluş hoşuna gittiği için bu Uluğ Ordu Bey’e “Kıpçak” adını verdi.</p>
<p>Gök tüylü gök yeleli kurdu izleyerek yeniden yola devam ettiler. Oğuz Kağan’ın çok sevdiği alaca atı Buz Dağa kaçtı. Oğuz Kağanın çok üzüldüğünü gören kahraman beylerinden biri Buz Dağa çıktı ve dokuz gün sonra alaca atı bularak geri döndü. Oğuz Kağan atını ve karlarla örtünmüş kahraman beyi görünce çok sevindi. Atını getiren bu beye: ” Sen buradaki beylere baş ol. Senin adın ebediyen Karluk olsun.” dedi. Bir süre ilerledikten sonra gök tüylü ve gök yeleli erkek kurt durdu. Çürçet yurdu adı verilen bu yerde Çürçetlerin kağanı ve halkı Oğuz Kağana boyun eğmeyince büyük savaş başladı. Oğuz Kağan, Çürçet Kağını yendi ve halkını kendisine bağladı.</p>
<p>Oğuz Kağan, ordusunun önünde yürüyen bu gök tüylü gök yeleli erkek kurdla Hint, Tangut, Suriye, güneyde Barkan gibi pek çok yeri savaşarak kazandı ve ülkesine kattı. Düşmanları üzüldü, dostları sevindi. Pek çok ganimet ve atla birlikte evine döndü.</p>
<p>Günlerden bir gün Oğuz Kağanın tecrübeli bilge veziri Uluğ Bey rüyasında bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Altın yay gün doğusundan gün batısına kadar uzanıyordu. Üç gümüş ok da kuzeye doğru gidiyordu. Oğuz Kağan bu rüyayı dinleyince yurdunu evlatları arasında paylaştırdı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guncell.com/oguz-kagan-destani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ergenekon Destanı</title>
		<link>http://www.guncell.com/ergenekon-destani.html</link>
		<comments>http://www.guncell.com/ergenekon-destani.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 22:38:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hsyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk destanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guncell.com/?p=6728</guid>
		<description><![CDATA[Savaşta yenilen Türkler Ergenekon adlı bir böl­geye yerleşip burada dört ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Savaşta yenilen Türkler Ergenekon adlı bir böl­geye yerleşip burada dört yüz yıl yaşadılar. Za­manla buraya sığmaz olunca, çevrelerindeki demir­den dağı eriterek kendilerine yol aramışlardır.</p>
<p>Moğol ilinde Oğuz Kağan soyundan il Han’ın hükümranlığı sırasında Tatar Türklerinin hükümdarı Sevinç Han Moğol ülkesine savaş ilan etti. ilhan’ın idaresindeki orduyu Kırgızlar ve diğer boylardan da yardım alarak bozguna uğrattı. ilhanın ülkesindeki tüm insanları öldürdüler. Yalnız il Han’ınn küçük oğlu Kıyan ve eşi ile yeğeni Nüküz ile eşi kurtulmayı başardılar. Düşman askerlerinin, onları bulamayacağı bir yere kaçmaya karar verdiler. Yabanî koyunların yürüdüğü bir yolu izleyerek yüksek bir dağıda dar bir geçite vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akar sular,pınarlar, çeşitli bitkiler, çayırlar, meyva ağaçları, çeşitli avların bulunduğu bir yere gelince Tanrıya şükrettiler ve burada kalmağa karar verdiler. Dağın doruğu olan bu yere dağ kemeri anlamında “Ergene” kelimesiyle “dik” anlamındaki “Kon” kelimesini birleştirerek “Ergenekon” adını verdiler. Kıyan ve Nüküz’ün oğulları çoğaldı. Dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki Ergenekon’a sığmadılar. Atalarının buraya geldiği geçitin yeri unutulmuştu. Ergenekon’un çevresindeki dağlarda geçit aradılar.</p>
<p>Bir demirci, dağın demir kısmı eritirlerse yol açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu yere bir sıra odun, bir sıra kömür dizdiler ve ateşi yaktılar. Yetmiş yere koydukları yetmiş körükle hep birden körüklediler. Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer açıldı. İlhan’ın soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmiş olarak eski vatanlarına döndü, atalarının intikamını aldılar.</p>
<p>Ergenekon’dan çıktıkları gün olan 21 Mart’ta her yıl bayram yaptılar. Bu bayramda bir demir parçasını kızdırırlar, demir kıpkırmızı olunca önce Hakan daha sonra beyler demiri örsün üstüne koyup döverler. Ergenekon Destanı için bugün hem yeniden özgür hem de bahar bayramı olarak hala kutlanmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guncell.com/ergenekon-destani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bozkurt Destanı</title>
		<link>http://www.guncell.com/bozkurt-destani.html</link>
		<comments>http://www.guncell.com/bozkurt-destani.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 22:38:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hsyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk destanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guncell.com/?p=6726</guid>
		<description><![CDATA[Bu destandaki söylenceye göre Türkler bir sa­vaşta yenilirler. Tek, yaralı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu destandaki söylenceye göre Türkler bir sa­vaşta yenilirler. Tek, yaralı bir Türk kalır. Bu genç bir Bozkurt tarafından kurtarılır. Beslenip büyütülür. Daha sonra da Göktürkler bu dişi kurttan yeniden türerler. Bu destanla ilgili bilgiler Çin kaynaklarından bize ulaşmıştır.</p>
<p>Bozkurt Destanı’nda da belirttildiği gibi, Türkler Tengri’nin göndermiş olduğu bir dişi bozkurt ile ilk Türk’ün soyundan geldiklerine inanıyorlardı.</p>
<p>Bozkurt’un Türklerin ulusal sembolü olmasının bir nedeni de Bozkurt’un her zaman özgür olmasıdır. Türkler özgürlüğe çok önem verdikleri için, kendilerini Bozkurt ile özleştirmişlerdir.</p>
<p>Türklerin tarihte Bozkurt’u her zaman kutsal saydıklarını görebiliyoruz. Zira Kök Türklerin bayrağı mavi rengin (mavi, Kök Tengri’yi temsil etmektedir) üzerinde Bozkurt başıydı. Ayrıca, bugünkü Türk Dünyası’ndaki bazı özerk cumhuriyetler de bayraklarında Bozkurt’u kullanmaktadırlar.</p>
<p>Bozkurt, bugün Türk milliyetçiliğinin sembolüdür.</p>
<p>Bozkurt Destanı ve Ergenekon Destanı, Büyük Türk Destanı’nın bir parçasıdır ve Göktürkler çağını konu alır. Ergenekon Destanı, Bozkurt Destanı’nın ana çizgileri üzerine kurulmuş olup, bu destanın serbestçe genişletilmiş biçimidir diyebiliriz. Daha doğrusu Bozkurt Destanı ile kaynağını belirleyen Türk soyu, Ergenekon Destanı ile de gelişip güçlenmesini, yayılış ve büyüyüş dönemlerini anlatmıştır. Çin tarihlerinin de yazmış olduğu Bozkurt Destanı’nın bittiği yerde, Ergenekon Destanı başlar. Bozkurt Destanı’nın devamı, Ergenekon Destanı’dır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guncell.com/bozkurt-destani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türeyiş Destanı</title>
		<link>http://www.guncell.com/tureyis-destani.html</link>
		<comments>http://www.guncell.com/tureyis-destani.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 22:37:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hsyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk destanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guncell.com/?p=6724</guid>
		<description><![CDATA[Uygur hakanı kızlarını insanlarla evlendirmeye kıyamaz. Tanrı’ya kızlarıyla evlenmesi için ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uygur hakanı kızlarını insanlarla evlendirmeye kıyamaz. Tanrı’ya kızlarıyla evlenmesi için yalvarır. Tanrı da kurt suretinde görünerek hakanın kızlarıyla evlenir. Bu evlilikten “Dokuz Oğuz” ve “On Uygur” boyları oluşmuştur.</p>
<p>Hun beylerinden birinin çok güzel iki kızı vardı. Bu bey kızları ile ancak Tanrıların evlenebileceğini sanıyordu. Bu sebeple ülkesinin kuzey tarafında yüksek bir kule yaptırarak iki güzel kızını Tanrılarla evlenmek üzere buraya getirdi.</p>
<p>Bir süre sonra kuleye gelen bir kurdun Tanrı olduğunu sanarak kızlar bu kurtla evlendiler. Bu evlenmeden doğan Dokuz Oğuzların sesi kurt sesine benzerdi. Göç Destanı Uygurların yurdunda “Hulin” isimli bir dağ vardı. Bu dağdan Tuğla ve Selenge isimli iki nehir çıkardı. Bir gece oradaki bir ağacın üzerine gökten ilâhi bir ışık indi. iki ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkatle izlediler. Ağacın gövdesinde şişkinlik oluştu, ilâhi ışık dokuz ay on gün şişkinlik üzerinde durdu. Ağacın gövdesi yarıldı ve içinden beş çocuk göründü. Bu ülkenin halkı bu çocukları büyüttü. En küçükleri olan Buğu Han büyüyünce hükümdar oldu. Ülke zengin halk mutlu oldu. Çok zaman geçti. Yuluğ Tiğin isimli bir prens hükümdar oldu.</p>
<p>Çinlilerle çok savaştı. Bu savaşları bitirmek için Oğlu Galı Tigini bir Çin prensesi ile evlendirmeye karar verdi. Çinliler, prensese karşılık hükümdardan Tanrı dağının eteğindeki Kutlu Dağ adını taşıyan kayayı istediler. Gali Tigin kayayı verdi. Çinliler kayayı götürmek için kayanın etrafında ateş yaktılar, kaya kızınca üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrılan kayayı arabalara koyarak Çin’e taşıdılar. Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar kendi dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da Gali Tigin öldü. Kıtlık ve kuraklık oldu. Yurtlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldılar.</p>
<p>Buraya kadar kısaca tanıtmaya çalıştığımız Türklerin ilk dönem edebî eserleri olan Türeyiş Destanı, Bozkurt Destanı, Ergenekon Destanı, Oğuz Kağan Destanı, Şu Destanı, Alp Er Tunga Destanı, Yaradılış Destanı  bugünkü bütün Türk Cumhuriyet ve boylarının ortak destanları olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Muhtemelen XV. yüzyılda yazıya geçirildiği kabul edilen “Dede Korkut hikayeleri“nin Hun-Oğuz Destan dairesinden ayrılmış destan parçası olduğu görüşü oldukça yaygındır.</p>
<p>Dede Korkut Hikâyeleri ve bu hikayelerin hem anlatıcısı hem de kahramanlarından biri olan Dede Korkut bütün Türk dünyasında tanınan sözlü ve yazılı gelenekte yaşatılan önemli eserlerden biridir. Türklerin X. yüzyılda büyük kitleler halinde islâmiyeti kabul etmelerinden ve Oğuzların büyük bir bölümünün batıya bugünkü Anadolu topraklarına göçmelerinden sonra gerek Orta Asyada gerek Anadolu , Balkanlar ve Orta Doğuda, Türkler farklı siyasî birlikler içinde yaşamışlardır. X. yüzyıldan sonra teşekkül eden destanlardan Köroğlu dışındakiler Türk topluluk ve guruplarının iletişimleri ölçüsünde yaygınlaşmıştır. Köroğlu destanı XVI. yüzyılda Anadolu’da teşekkül etmiş ve hemen hemen bütün Türk dünyası tarafından benimsenmiş ve çeşitlenerek içlerinde yaşatılmaktadır.</p>
<p>Müslümanlığın kabulünden Sonraki Türk Destanları Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han X. yüzyılda islâmiyeti resmen devlet dini olarak kabul etmiştir. İslamiyet!ten sonra ilk teşekkül eden destan da bu hükümdarın islâmiyeti kabul ve yaymak için yaptığı mücadelelerin efsanelerle zenginleştirilerek anlatımıyla doğmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guncell.com/tureyis-destani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göç Destanı</title>
		<link>http://www.guncell.com/goc-destani.html</link>
		<comments>http://www.guncell.com/goc-destani.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 22:32:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hsyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk destanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guncell.com/?p=6722</guid>
		<description><![CDATA[Türkler kutsal taşı Çinlilere verince Tanrı tara­fından cezalandırılırlar. Ülkelerinde açlık, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkler kutsal taşı Çinlilere verince Tanrı tara­fından cezalandırılırlar. Ülkelerinde açlık, kuraklık başlar. Böylece Türkler anavatanların terk etmek zorunda kalırlar. Göç Destanı Uygurlar’a ait bir destandır. Aşağıda Göç Destanı özeti bulunmaktadır.</p>
<p>Uygurların vatanında “Hulin” isimli bir dağ vardı. Hulin dağından Tuğla ve Selenge isimli iki ırmak akardı. Bir gece oradaki bir ağacın üzerine gök yüzünden ilâhi bir ışık indi. iki ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkkatle izlediler. Daha sonra ağacın gövdesinde şişkinlik oluştu, ilâhi ışık dokuz ay on gün şişkinlik üzerinde durdu. Ağacın gövdesi yarıldı ve içinden beş çocuk göründü. Bu ülkenin halkı bu çocukları büyüttü. En küçükleri olan Buğu Han büyüyünce hükümdar oldu. Ülke zengin halk mutlu oldu.</p>
<p>Aradan uzun zaman geçti. Yulug Tigin isimli bir prens hakan oldu. Yulug Tigin, Çinlilerle çok savaştı. Bu savaşlara son vermek için oğlu Gali Tigini bir Çin prensesi ile evlendirmeğe karar verdi. Çinliler , prensese karşılık hükümdardan Tanrı dağının eteğindeki Kutlu Dağ adını taşıyan kayayı istediler. Gali Tigin kayayı verdi. Çinliler kayayı götürmek için kayanın etrafında ateş yaktılar, kaya kızınca üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrılan kayayı arabalara koyarak Çin’e taşıdılar. Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar kendi dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da Gali Tigin öldü. Kıtlık ve kuraklık oldu. Yurtlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guncell.com/goc-destani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Satuk Buğra Han Destanı</title>
		<link>http://www.guncell.com/satuk-bugra-han-destani.html</link>
		<comments>http://www.guncell.com/satuk-bugra-han-destani.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 22:32:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hsyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk destanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guncell.com/?p=6720</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Muhammed’in kanatlı atı Burak’ın sırtında gökyüzüne yükseldiği &#8220;Mirâc Gecesinde&#8221; ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Muhammed’in kanatlı atı Burak’ın sırtında gökyüzüne yükseldiği &#8220;Mirâc Gecesinde&#8221; gök katlarında kendinden önce gelen peygamberleri görür. Bunlar arasında birini tanıyamaz ve Cebrail’e bunun kim olduğunu sorar. Cebrail : &#8221; Bu peygamber değildir. Bu sizin ölümünüzden üç yüzyıl sonra dünyaya inecek olan bir ruhtur. Türkistan’da sizin dininizi yayacak olan bu ruh &#8220;Abdülkerim Satuk Buğra Han&#8221; adını alacaktır.&#8221; Hz. Muhammed yeryüzüne döndükten sonra hergün islâmiyeti Türk ülkesine yayacak olan bu insan için dua etti. Hz. Muhammed’in arkadaşları da bu ruhu görmek istediler.</p>
<p>Hz. Muhammed dua etti. Başlarında Türk başlıkları bulunan silâhlı, kırk atlı göründü. Satuk Buğra Han ve arkadaşları selâm verip uzaklaştılar. Bu olaydan üç asır sonra Satuk Buğra Han, Kaşgar Sultanının oğlu olarak doğar. Satuk Buğra Hanın doğduğu gün yer sarsılmış, mevsim kış olduğu halde bahçeler, çayırlar çiçeklerle örtülmüştü. Falcılar bu çocuğun büyüyünce Müslüman olacağını söyleyerek öldürülmesini isterler. Satuk Buğra Hanı, annesi : &#8221; Müslüman olduğu zaman öldürürsünüz.&#8221; diyerek ölümden kurtarır.</p>
<p>Satuk Buğra Han 12 yaşında arkadaşlarıyla birlikte ava çıkmağa başlar. Ava gittiği günlerden birinde kaçan bir tavşanın arkasından hızla koşarken arkadaşlarından uzaklaşır. Kaçan tavşan durur ve bir ihtiyar insana dönüşür. Satuk Buğra Han’ın sonradan Hızır olduğunu anladığı bu yaşlı kişi ona Müslüman olmasını öğütler ve islâmiyeti anlatır.</p>
<p>Satuk Buğra, Kaşgar hükümdarı olan amcasından islâmiyeti kabul etmesini ister. Kaşgar Hanı, müslüman olmayacağını söyler. Satuk Buğra Han’ın işaretiyle yer yarılır ve hükümdar toprağa gömülür. Satuk Buğra Han hükümdar olur ve bütün Türk boyları onun idaresinde islâmiyeti kabul ederler. Satuk Buğra Han, ömrünü müslümanlığı yaymak için mücadele ile geçirmiştir. Menkabelere göre Satuk Buğra Han’ın düşmana uzatıldığında kırk adım uzayan bir kılıcı varmış ve savaşırken etrafına ateşler saçıyormuş. 96 yaşında Tanrıdan davet almış bu sebeble Kaşgar’a dönmüş ve hastalanarak burada vefat etmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guncell.com/satuk-bugra-han-destani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Manas Destanı</title>
		<link>http://www.guncell.com/manas-destani.html</link>
		<comments>http://www.guncell.com/manas-destani.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 22:31:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hsyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk destanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guncell.com/?p=6718</guid>
		<description><![CDATA[Kırgızlar arasında oluşan Manas destanı bugün de bütün canlılığı ile ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kırgızlar arasında oluşan Manas destanı bugün de bütün canlılığı ile devam etmektedir. Manas destanının 11 ile 12. asırlar arasında meydana geldiği düşünülmektedir. Bu destanın ana kahramanı Manas da, tıpkı Oğuz Kağan destanının İslâmî rivayetindeki ve Satuk Buğra Han gibi İslamiyeti yaymak için mücadele eden bir yiğittir. Böyle olmakla birlikte Manas destanında müslümanlık öncesi Türk kültür, inanç ve kabullerinin tamamını sergilenmektedir. Bazı varyantları dört yüz bin mısra olan Manas destanı Türk-Bozkır medeniyetinin Kazak -Kırgız dairesinin kültür abidesi niteliğindedir.</p>
<p>Büyük Türkolog Wilhelm Radloff ( 1837-1918 ) bu destanla ilgili ilk derlemeyi, Kırgızistan’ın Tokmak şehri güneyindeki Sarı Bağış boyuna mensup bir Manasçıdan 1869′da yaptı. Radloff’un derlediği yedi bölümlük Manas Destanı, toplam 11 bin 454 mısradan oluşuyor. Fakat, Manasçıların okuduğu dize sayısı, 16 bin mısra civarındadır.</p>
<p>Kırgız Türklerinin ulusal kahramanı Manas’ın etrafında örgülenen Manas Destanı’nın ilk bölümünden itibaren; Manas’ın doğumu, daha beşikte iken konuşmaya başlaması, kafirleri yeneceğini söylemesi, büyüyüp delikanlı olunca Çinlileri yenmesi, Müslüman yiğit Almanbet’le tanışıp, birlikle birçok savaşa girmeleri, Manas’ın evlenmesi, düşmanları tarafından iki defa öldürülmesine rağmen tekrar dirilmesi, Mekke’yi ziyaret ve Kabe’yi tavaf etmesi, lirik bir üslupla anlatılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guncell.com/manas-destani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cengiz Han Destanı (Cengiz-Name)</title>
		<link>http://www.guncell.com/cengiz-han-destani-cengiz-name.html</link>
		<comments>http://www.guncell.com/cengiz-han-destani-cengiz-name.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 22:30:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hsyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk destanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guncell.com/?p=6716</guid>
		<description><![CDATA[Orta Asya’da yaşayan Türk bodunları arasında XIII. yüzyılda meydana gelişmiştir. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Orta Asya’da yaşayan Türk bodunları arasında XIII. yüzyılda meydana gelişmiştir. Cengiz Han Destanı‘nda Moğol hükümdarı Cengiz Han‘ın yaşamı, kişiliği ve fetihleri ile ilgili olarak Cengiz’in oğulları tarafından idare edilen Türkler tarafından meydana getirilmiştir. Orta Asya’da yaşayan Türkler özellikle de Başkurd, Kazak ve Kırgız Türkleri, Cengiz destanını çok severek günümüze kadar yaşatmışlardır. Cengiz-name‘de, Cengiz bir Türk kahramanı olarak kabul edilmektedir ve hikâye Türk tarihi şeklinde anlatılmaktadır.</p>
<p>Cengiz, Uygur Türeyiş destanının kahramanları gibi gün ışığı ile Kurt-Tanrı’nın çocuğu olarak doğar. Cengiz-nâme, Moğol Hanlarının destanî tarihi olarak kabul edildiğinden tarih araştırıcılarının da dikkatini çekmiştir. XVII. yüzyılda Orta Asya Türkçesinin büyük yazarı Ebü’l Gâzi Bahadır Han, “şecere-i Türk” adlı eserinde “Cengiz-Nâme”nin 17 varyantını tespit ettiğini söylemektedir. Bu bilgi, bu destanın, Orta Asya’daki Türkler arasındaki yaygınlığını göstermektedir.</p>
<p>Orta Asya Türkleri, Cengiz’i islâm kahramanı olarak da görmüşler ve ona kutsallık atfetmişlerdir. Batıdaki Türkler tarafından ise Cengiz hiç sevilmemiştir. Arap tarihçilerinin, bu hükümdarı islâmiyet düşmanı olarak göstermeleri ve tarihî olaylar onun sevilmemesinde etkili olmuştur. Moğolların Anadolu’ya saldırgan biçimde gelip burayı yakıp yıkmaları, Bağdat’ın önce Hülâgu daha sonra Timurlenk tarafından yakılıp yıkılması, Timurlenk’in Yıldırım Beyazıd’la sebebsiz savaşı gibi tarihi gerçekler, Cengiz’in de diğer Moğollar gibi sevilmemesine yol açmıştır. Cengiz-Nâme batıda yaşayan Türkler’in hafıza ve gönüllerinde yer almamıştır. “Cengiz-Nâme”nin Orta Asya Türkleri arasında bir diğer adı da ” Destan-ı Nesl-i Cengiz Han“dır. Edige Bu destanda XIII yüzyılda Hazar denizi kıyısında kurulan Altınordu Hanlığının XV. yüzyılda Timurlular tarafından yıkılışı anlatılmaktadır.</p>
<p>Destanın adı, Altınordu Hanı ve bu destanın kahramanı Edige Mirza Bahadır’a atfen verilmiştir. Edige Mirza Bahadır’ın devletini devam ettirebilmek için yaptığı büyük mücadeleler, ölümünden sonra XV. yüzyılda destan haline getirilmiştir. 1820′yılından itibaren yazıya geçirilen Edige destanının Kazak-Kırgız, Kırım, Nogay, Türkmen, Kara Kalpak, Başkırt olmak üzere altı rivayeti tesbit edilmiştir Çeşitli Türk guruplar arasında Alp Er Tunga Destanı ve Oğuz Kağan Destanı gibi ilk Türk destanlarının izlerini taşıyan Türk kahramanlık dtünya görüşünü temsil eden burada bahsi geçenler kadar yaygınlaşmamış ortak edebiyat geleneği içinde yer almamış pek çok destan örneği bulunmaktadır.</p>
<p>Osmanlı sahasında destandan hikâyeye geçişte ara türler ( Destansı Hikaye) olarak da nitelendirilen çok tanınmış ve birçok Türk topluluklarınca da yaşatılan Köroğlu destanı  örneği yanında daha sınırlı alanlarda tespit edilen Danişmend-name, Battal-name gibi ilgi çekici örnekler de bulunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guncell.com/cengiz-han-destani-cengiz-name.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Battal Gazi Destanı (Battal-Name)</title>
		<link>http://www.guncell.com/battal-gazi-destani-battal-name.html</link>
		<comments>http://www.guncell.com/battal-gazi-destani-battal-name.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 22:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hsyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk destanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guncell.com/?p=6714</guid>
		<description><![CDATA[Bizanslılar ile Araplar arasında 300 yıl süren kanlı savaşlar birçok ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bizanslılar ile Araplar arasında 300 yıl süren kanlı savaşlar birçok efsane ve destanların ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Bunlardan en önemlisi Baddal-Name (Seyit Battal Gazi Destanı)’dır. Bu destanının Bizanslılar tarafından değiştirilmiş biçimi “Digenis Akritas”destanıdır.</p>
<p>Bu destanın kahramanı Türkler arasında Battal Gâzi adıyla bilinmiş ve benimsenmiş bir Arap savaşçısıdır. Asıl destan, VIII. yüzyılda, Emevî’lerin Hristiyanlarla yaptıkları savaşlarda inanılmaz kahramanlıklar göstermiş Abdullah isimli bir kişiyle ilgili olarak meydana gelmiştir.</p>
<p>Arapada Baddal kahraman anlamına gelmektedir, Battal Gâzi, Arap kahramanına verilen unvanlardır. Türklerin Müslüman olmalarından sonra Battal Gâzi destan tipi Türkleştirilmiş önceki destan epizotlarıyla zenginleştirilmiş ve anlatım geleneği içinde yerini bulmuştur. XII ve XIII yüzyıllarda Battal-Nâme adı ile ve nesir biçimi yazıya geçirilmiştir. Hikâyeci âşıkların repertuarlarında da yer almıştır. Seyyid Battal adıyla da anılan bu kahraman hem çok bilgili, çok dinine bağlı ve cömerttir. Müslümanlığı yaymak için yaptığı mücadelelerde insanların yanında büyücü, cadı ve dev gibi olağanüstü güçlerle de savaşır. ” Aşkar Devzâde” isimli atı da kendisi gibi kahramandır. Arap, Fars ve Türklerin X-XX. yüzyıllar arasında oluşturdukları ortak İslâm kültür dairesinin ürünüdür. Orta Asya’da yaşayan Türk guruplar arasına da yayılarak Türk kabul ve değerleriyle ortak potada erimiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guncell.com/battal-gazi-destani-battal-name.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Danişmend Gazi Destanı (Danişmend-Name)</title>
		<link>http://www.guncell.com/danismend-gazi-destani-danismend-name.html</link>
		<comments>http://www.guncell.com/danismend-gazi-destani-danismend-name.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 22:29:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hsyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk destanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guncell.com/?p=6712</guid>
		<description><![CDATA[Danişmend Gazi Destanı, Anadolu destan geleneğinde Battal Gazi Destanı‘yla Satuk ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Danişmend Gazi Destanı, Anadolu destan geleneğinde Battal Gazi Destanı‘yla Satuk Gazi Destanı arasındadır. Anadolu’da 8. yüzyıldan itibaren İslamlaşma ve Türkleşme serüvenini anlatan Battal-name’den sonra Danişmend Gazi Destanı‘nda da aynı mücadelenin, 11-15. yüzyıllar arasındaki bölümü anlatılır. Bu dönem Anadolusunda yaşanan olaylar Danişmend Gazi‘nin efsanevi kişiliğiyle birleştirilir.</p>
<p>Anadolu’nun fethini ve bu fethin kahramanlarını anlatan, X11. yüzyılda sözlü olarak şekillenen XIII. yüzyılda yazıya geçirilen İslami Türk destanlarından biridir. Danişmend-nâme’de anlatılan olayların tarihi gerçeklere uygunluğu, kahramanlarının yaşamış Türk beyleri olmalarından, Anadolu coğrafyasının gerçek adlarıyla anılmasından dolayı uzun süre tarih kitabı olarak görülmüştür.</p>
<p>Köroğlu hikayesi destan adıyla anılmakla ve bazı destani niteliklere de sahip olmakla birlikte XX. yüzyılda Anadolu’dan derlenen örnekleri daha çok halk hikayesi geleneğine yakın olduğu kabul edilmektedir. Anadolu’da hikayeci aşıklar tarafından 24 kol halinde anlatılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guncell.com/danismend-gazi-destani-danismend-name.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Köroğlu Destanı</title>
		<link>http://www.guncell.com/koroglu-destani.html</link>
		<comments>http://www.guncell.com/koroglu-destani.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 22:29:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hsyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk destanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.guncell.com/?p=6710</guid>
		<description><![CDATA[Bu destanın kahramanı olan Ruşen Ali’nin ve babası Koca Yusuf’un ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu destanın kahramanı olan Ruşen Ali’nin ve babası Koca Yusuf’un Bolu Beyi ile olan mücadelelerini anlatır. Köroğlu Destanı‘nın kahramanı ise 16yy. da yaşamış halk ozanı Ruşen Ali (Köroğlu)’dur.</p>
<p>Bolu beyi, güvendiği ve sevdiği seyislerinden biri olan Yusuf’a : ” Çok hünerli ve değerli bir at bul .” emrini verir. Seyis Yusuf, uzun süre Bolu beyinin isteğine göre bir at arar. Büyüdüklerinde istenen niteliklere sahip olacağına inandığı iki küçük tay bulur ve bunları satın alır. Bolu beyi bu zayıf tayları görünce çok kızar ve seyis Yusuf’un gözlerine mil çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve işinden kovulan Yusuf, zayıf taylarla birlikte evine döner. Oğlu Ruşen Ali’ye talimat verir ve tayları büyütür.</p>
<p>Babası kör olduğu için Köroğlu takma adıyla anılan Ruşen Ali, babasının talimatlarına göre atları yetiştirir. Taylardan biri mükemmel bir at haline gelir ve Kırat adı verilir. Kırat da destan kahramanı Köroğlu kadar ünlenir. Seyis Yusuf, Bolu beyinden intikam almak için gözlerini açacak ve onu güçlü kılacak üç sihirli köpüğü içmek üzere oğlu ile birlikte pınara gider. Ancak, Köroğlu babasına getirmesi gereken bu köpükleri kendisi içer, yiğitlik, şâirlik ve sonsuz güç kazanır. Babası kaderine rıza gösterir ancak oğluna, ne pahasına olursa olsun intikamını almasını söyler. Köroğlu Çamlıbel’e yerleşir, çevresine yiğitler toplar ve babasının intikamını alır.</p>
<p>Hayatını fakirlere ve çaresizlere yardım ederek geçirir. Halk inancına göre silah icat edilince mertlik bozuldu demiş kırklara karışmıştır. Çeşitli dönemlere ve farklı siyâsî birlikler sahip Türk grupları arasında tespit edilen Türk destanlarının kısaca tanıtımı ve özeti bu kadardır. Bu destan metinleri incelendiğinde hepsinde ilk Türk destanı Oğuz Kağan destanının izlerinin olduğu görülür. Bu destan parçaları Türk dünyasının ortak tarihî dönem hatıralarını aksettiren ilk edebî ürünler olarak da çok önemlidir. Bir gün bu parçalardan hareketle Fin destanı Kalavela gibi değerli mükemmel bir Türk destanını yazılabilirse çeşitli kaynaklarda dağınık olarak bulunan malzeme daha anlamlı hale gelebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.guncell.com/koroglu-destani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

